Kartel Zamlarına Büyük Tepki: Üreticiler Hammadde Alımını Durduruyor!

Kasım ayından itibaren dünyanın farklı yerlerindeki OPEC benzeri “Kartel” yapıdaki petrokimya şirketleri çeşitli bahanelerle üretimlerini kısıp hammadde arzını azaltarak, fiyatların hızlı bir şekilde artmasını sağladılar. Daha önceki yıllarda da “Kartel” kurmaktan sabıkalı olan petrokimya sektörü, birçok ülkenin rekabet kurumlarınca defalarca bu yüzden ceza almalarına rağmen, kartel sebebiyle oluşan karlılığın yüksekliği, pandeminin yarattığı tedarik zinciri kırılmaları, lojistik sorunları ve daha önemlisi ekonominin kırılganlığından endişe eden hükümetlerin müdahaleden imtina etmeleri sebebiyle bu konuda başarılı oldular.

Nitekim plastik hammaddelerimiz son 9 ay içerisinde ortalaması %150’yi bulan oranlarda zamlandı. Geçen hafta itibariyle yurt içi piyasada KDV hariç fiyatlar üzerinden bazı hammadde tiplerine göre artışları aşağıda dikkatinize sunuyoruz.


Üreticiler olarak karşı karşıya kaldığımız hammadde zamları sebebiyle, öncelikle fiyat istikrarı kayboldu ve maliyet yapmak, fiyat vermek güçleşti. Özellikle kontratlı işler, ihaleler vb. sabit fiyatlı işler alan firmalarımız, zamlar dolayısıyla maliyetlerine gelen artışı müşterilerine yansıtmakta zorlanmaya başladı. Sektörümüzde ürün maliyetinin, ortalama %60'ının hammadde maliyeti olduğu düşünülürse, hammaddedeki %150'lik artışın bitmiş ürün maliyetine etkisi %90 olmaktadır. %90’lık artışını kabul etmek istemeyen müşterilerle, ya ilişkiler bozulmakta ve kontratlı işlerde cezalara maruz kalınmakta veya firmalarımız %90’lık maliyet artışını sineye çekerek, müşterilerini kaybetmemek için zararına üretimi göze almaktadır. Ancak her iki durumda sürdürülebilir değil.

Başkanımız Yavuz EROĞLU’nun Hammadde Güç Birliği ile ilgili A PARA yayınında yer alan röportajını izlemek için tıklayınız.

İşin en kötü yanı ise bu astronomik fiyat artışları sebebiyle firmalarımızın işletme sermayesinin önemli kısmının, suyun süngerle emilmesi gibi tamamen hammadde ödemeleriyle emilmesidir. Bu durumda işletmelerimiz finansal açıdan daha zayıf ve kırılgan hale gelmekte. Özellikle KOBİ’lerin ağırlıklı olduğu sektörümüzde önemli sayıda firmamız, hammadde alacak finansmanları kalmadığından ya üretimlerini kısıyorlar ya da yüksek faizli banka kredileri ile bu açığı kapatmaya çalışıyorlar.

Bu sorunun önemli bir boyutu da Türkiye’nin, uluslararası rekabetçiliğini yani ihracatını baltalamasıdır. Maalesef hammadde artışları dünyanın her yerinde aynı oranda olmadı. Örneğin Uzakdoğu’da üretim yapan mamul üreticisi, geleneksel olarak Türkiye’deki bir üreticiye göre PP hammaddesini 250 USD/ton daha ucuza alırdı. Ama şu an bu fark 1000 USD/ton seviyelerine çıktı. Neticede Türkiye’de üretim yapan bizler, Uzakdoğu’daki rakibimizden 1000 USD/ton daha pahalıya aldığımız hammaddeyle ürün yapıp, dünya pazarında rekabet etmeye çalışmak zorunda kalıyoruz. Nitekim otomotiv, beyaz eşya, ambalaj, oyuncak, inşaat ve daha birçok alanda mamul ihracatımız olumsuz etkilendiği gibi bunun sonucunda doğrudan yabancı yatırımların da daha ucuz yan sanayi girdilerinin temin edildiği ülkelere kayması kuvvetle muhtemeldir.

Bu süreçte firmalarımızın, hammadde artışlarından ötürü üretimlerine ara vermek zorunda kalıyor. Firmalarımızın bazıları bu süreçte üretim yapmak yerine, stoklarındaki hammaddeleri satmanın daha avantajlı olması sebebiyle üretim yerine aldığı hammaddeyi daha pahalıya satmayı tercih ediyor. Firmalarımızın üretimden çıkması üretimin yanında istihdama ve ihracata da darbe vuruyor. Bu soruna acilen çözüm bulmamız gerekiyor.

Türkiye’nin üreten gücü olan sanayiciyi zora sokan yüksek hammadde fiyat artışları, ayrıca enflasyonu da körüklüyor. Gıda ambalajından plastik ipliklerle dokunan kıyafetlere, temizlik malzemeleri ambalajından ayakkabıya, içecek şişelerinden mutfak eşyalarına ve daha birçok alanda tüketicilerin hayatına direkt etki eden plastik ürünler, hammaddedeki fiyat artışlarına bağlı olarak zamlandı. 0,5 litrelik PET su şişede maliyetin %80’i şişenin kendisidir, çarşı/pazarda satılan kıyafetlerin maliyetinin %20’si dokundukları plastik ipliğin fiyatıdır, ayakkabı maliyetinin %25’ini yine plastik taban/kaplama maliyeti oluşturur. Dar gelirli vatandaşın ana öğün yemeği olan en ucuz makarnanın fabrika çıkış maliyetinin %16’sını da yine plastik ambalaj oluşturuyor. En başta üretici firmalarımızı olumsuz etkileyen bu hammadde artışları er ya da geç tüketiciye de yansıyor. Üretim, istihdam ve ihracatı zorlayan hammadde zamları özellikle dar gelirli tüketiciyi enflasyon üzerinden vuruyor. Yani sorun sadece sektörel sorun olmanın ötesinde ülkemizin ekonomisini tümden tehdit eder boyuta geçmiş durumda.

Bizler, sektörümüzün sözcüsü olarak sorunun çözümü için yurt içi ve dışında kamu, kamuoyu ve paydaşlar nezdinde çözüm için öneriler sunup çaba gösterirken, ülkemizdeki tek entegre petrokimya tesisi PETKİM’in, PAGEV’e detaylarını aşağıda paylaştığımız uyarı mektubunu göndermesini yanlış buluyor ve sebeplerini de sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Öncelikle Türkiye ihtiyacının sadece %15’ini karşılayabilen PETKİM’in duruşunu neden eleştirdiğimizi ve fiyat artışlarında neden önemli bir aktör olduğunu düşündüğümüzü de şeffaf şekilde paylaşmak isteriz.

Plastik sektöründe herkesin de bildiği gibi PETKİM’in fiyatları, birçok hammadde türünde yurt içi hammadde fiyatlarında referans fiyattır. Türkiye’de hammadde ticaretiyle uğraşanlar, fiyat liderliği yapan PETKİM’i takip ederler, PETKİM zam yaptığında diğer fiyatlarda aşağı-yukarı o çerçevede şekillenir. Türkiye’ye mal satan yabancılar ise PETKİM’in fiyatının altında Türkiye piyasasına girip PETKİM tarafından şikayet edilmemek ve antidamping soruşturması geçirmemek için yine PETKİM’in fiyatını takip etmek durumunda kalırlar. Nitekim şu an içinde bulunduğumuz hammadde kısıntısı ve astronomik fiyatlar altında bile PETKİM’in, Ortadoğulu bir şirketin kendi fiyatlarının altında Türkiye’ye daha ucuz fiyatlı hammadde satarak haksız rekabet yaptığı iddiasıyla açtığı antidamping soruşturması devam etmektedir. Yani yabancılar da Türkiye’ye mal verirken uygun fiyat vermeleri durumunda PETKİM’in antidamping soruşturması açtığını bildiklerinden, bunu göz önüne alarak PETKİM’e göre fiyat oluşturmaktadır.

PETKİM, bize yazdığı yazıda, dünyada böyle bir “kartel” olmadığını savunmakta. PETKİM’in daha önceki yıllarda defalarca birçok ülkede kamu otoritelerince suçüstü yakalanıp, fiyat karteli oluşturmaktan resmi cezalar almış petrokimya firmaları ortadayken, bunları yok sayıp, onları savunma aceleciliğine girip, “Kartel yoktur” şeklinde açıklamada bulunmasını manidar buluyoruz.

Yine Kasım ayından itibaren dünyadaki petrokimya tesislerinin çeşitli bahanelerle yakın tarihlerde kapanarak arzın kısıldığı herkesçe malumken (AB’nin PolymerComply Raporlarından görülebilir), tümünün tesadüf eseri yakın tarihlere denk geldiğini ifade etmek ise olasılık ve istatistik bilimiyle açıklanamaz bir yaklaşımdır.

PAGEV’e yolladığı uyarı mahiyetli yazıda PETKİM; hammadde fiyatlarının navlun fiyatlarındaki artış sebebiyle zirveye tırmandığını iddia etmiş. Ancak hepimizin bildiği gibi PETKİM, Türkiye’de üretim yapıyor ve entegre tesis olması sebebiyle önemli girdilerini kendi üretiyor. Hatta ana hammaddelerin önemli kısmını da yine kendi grup şirketi olan aynı kompleks içinde bulunan rafineriden alıyor. Dolayısıyla navlun maliyeti, Türkiye’ye mal satan yabancı petrokimya şirketlerini olumsuz etkiler PETKİM’i değil. Bilakis navlun fiyatı etkense yurtdışında petrokimya üretimi yapan rakip firma, Türkiye’de üretim yapan PETKİM’e göre dezavantajlıdır. Bu anlamda PETKİM’in artan navlunu, yüksek hammadde fiyatlarına kılıf olarak sunmasını anlayabilmiş değiliz. PETKİM’in navlun fiyatları arttı, hammadde fiyatları da buna bağlı yükseldi şeklindeki savunması, tersine fiyatta kendi adına rakiplerine göre daha düşük kalmasına nedendir! Keza burnumunuz dibinde kendi ülkemizde üretim yapan PETKİM’in navlun maliyeti, matematik ve ekonomi bilimine göre dünyanın öbür ucunda mal üretip Türkiye’ye yollayan Uzakdoğu ülkelerinden daha ucuz olmalıdır.

Öte yandan hammadde fiyatlarındaki artışları, petrol fiyatlarındaki artışa bağlamak da makul yaklaşım olarak görünmüyor. Çünkü hammadde fiyatlarındaki artışın sebebi temel olarak arz-talep ilişkisine dayanıyor. Örneğin 2018 yılında petrolün varili bugünkü gibi 60 dolarken, PVC 1000 USD/ton iken bugün PVC 2100 USD/ton fiyatındadır. Yani petrol fiyatı aynı olmasına rağmen şimdiki fiyat %110 daha fazladır. Dolayısıyla “petrol fiyatı arttı zamlar oldu” savunması da akılla izah edilemez.

Doğru bulmadığımız diğer bir yaklaşım da birçok firmamız hammadde bulmakta güçlük çekerken yahut pahalı hammaddeyi alacak finansmanı bulamazken, "firmalar kontratlı alım yapsaydı, bu sorunu yaşamazdı" şeklindeki çarpık açıklamadır. Hepimiz biliyoruz ki kontratlı hammadde alımları ağırlıklı olarak Batı Avrupa ülkelerinde yaygındır ve bunun temeli de, orada satılan ürünlerin ortalama ihracat kg fiyatının 5 USD üzeri olması ve kâr marjlarının kontratlı işlemlere müsaade etmesidir. Oysa ülkemizde ihracat kg fiyatlarımız 2,5 USD altındadır. Ayrıca Türkiye'de üretilen hammadde, plastik sektör ihtiyacının sadece %15’ine yetebilecek kapasiteye sahipken tüm firmaların kontratlı alım yapmamalarından ötürü bugün yüksek fiyatlara maruz kaldıklarını söylemek ciddi çelişkidir.

PETKİM, dönem dönem kendi maliyetlerinin de yüksek olmasından yakınıyor. Hatta geçmişte devletin, PETKİM’in girdilerine uyguladığı ÖTV’nin, genel maliyetlerini yükselttiğini belirterek bizden bu konuda katkı istemişlerdir. Bizler de “sanayicimiz daha uygun fiyatlarla mal alabilsin” anlayışıyla bu taleplerine destek vermişizdir. Nitekim yakın tarihte ÖTV sıfırlandı ama hâlâ PETKİM fiyatlarına ÖTV’deki düşüşü yansıtmış değil! PETKİM, devletin alacağı vergiden fedakarlık yapmasıyla oluşan genel giderlerindeki bu ÖTV avantajını, neden yurt içindeki yerli ve milli üreticilerle paylaşmayı düşünmüyor?

PAGEV’e yollanan uyarı yazısında ayrıca “Plastik hammadde fiyatlarındaki artış enflasyonu etkilemez” mealinde garip bir görüş var. Oysa yukarıda hammadde fiyatlarındaki artışın, tüketicilerin kullandığı ürünleri iğneden ipliğe ne kadar etkilediğini rakamlarla paylaştık. Bir nebze ekonomiden anlayan hiç kimse astronomik hammadde zammının, enflasyonu tetiklemeyeceğini öne süremez. PETKİM’in enflasyonu tetiklemez şeklindeki görüşünün anlamsız olması nedeniyle daha ayrıntılı yanıt vermeyi gereksiz buluyoruz.

Bildiğiniz gibi ilk günden beri hem sektörümüzü yangın yerine çevirmiş olması hem de tüketicileri enflasyonla vuracak olması sebebiyle öncelikle yangını söndürecek acil çözümler ve uzun vadede yapısal çözümlerle ilgili önerilerimizi kamuoyuyla paylaşmıştık. Bugüne kadar çözüm noktasında ortaya koyduğumuz önerilerimiz ve bunlarla alakalı geldiğimiz noktayı da sizlerle paylaşmak istiyoruz.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ VE MÜCADELEMİZDEKİ SON GELİŞMELER

1-Plastik hammaddelerin ithalatında uygulanan referans fiyat, gözetim, anti damping gibi vergi ve koruma önlemlerinin sıfırlanmasını talep ettik.

Bu konuda Ticaret ve Sanayi Bakanlıklarımızla yaptığımız görüşmelerde ithalattaki vergilerin askı/kota sistemiyle istisna edilebileceğini önerdiler. Ancak bu yöntemin şu an şalter indiren firmaların sorununa hızlı çözüm üretmemesi sebebiyle başka alternatifler üzerinde çalışılması gerekiyor. Gözetim ve antidamping konusunu daha sıcak buluyoruz. Özellikle Petkim’in Ortadoğu’dan kendi fiyatlarının altında Türkiye’ye satış yapıldığı iddiası ile yaptığı antidamping soruşturması başvurusunun plastik sektörünün içinde bulunduğu şartlar göz önüne alınarak kabul edilmemesini talep ediyoruz.

2-PETKİM’in hammaddeyi sadece iç piyasaya yönlendirerek, ihracatı durdurması ve yurt içi piyasadaki arz sıkışıklığını azaltma yönünde katkı vermesini bekliyoruz. Gerekiyorsa kamunun bu konuda düzenleme yapmasını talep ediyoruz.

Hazine Bakanlığı'mızın daveti üzerine Bakan Yardımcımızın huzurunda PETKİM üst yönetimi ve PAGEV olarak bir araya geldik. Bu toplantıda Bakanlığımıza ilettiğimiz talepler kendilerine de tekrar yüz yüze iletildi. Örneğin en çok ürettikleri polietilende üretimlerinin dörtte birlik (%25) kısmını ihraç ettiklerini, bunu da yurt içi satış fiyatlarının altında yaptıklarını ifade ettiler. Böyle bir dönemde yurt içi satış fiyatlarının altında yapılan ihracatın, sektörün ve Türkiye ekonomisinin aleyhine olduğunu söyledik. Özellikle de devletin koruma önlemlerinden faydalanan bir petrokimya tesisinin bu dönemde tamamen yerli üreticilere mal tedarik etmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bunu kendilerine ilettik. Bu toplantı sonrası geçen hafta PETKİM yönetimi, ihracatı daha da azaltacakları yönünde basın açıklaması yaptı. Ancak bu bizim için yeterli değil. Bu konuda şeffaflık adına rakam paylaşmalarını bekliyoruz. Yurt içindeki diğer petrokimya tesislerinin çoğu PAGEV’e dönüş yaparak yeni hiçbir ihracat bağlantısı almayacaklarını ilettiler. Biz de kendilerine teşekkür ettik.

3-Özellikle yaşanan spekülatif süreçte PETKİM’in yurt içindeki hammadde tüccarlarının elindeki hammaddeleri alarak, tekrar satması ve bu şekliyle hammaddenin sık el değiştirip daha da zamlanmasına sebep vermekten kaçınmasını istedik. Devletin desteklerini Lisanlı Petrokimya tesisi sıfatıyla alan PETKİM’in, tüccar gibi al-sat yapmasını ve şeffaf davranmamasını yanlış buluyoruz.

Hazine Bakan Yardımcımız huzurunda yapılan toplantıda bu durumu da dile getirdik. PETKİM, al-sat işlemini yaptıklarını kabul ettiler. Miktarının ise üreticilere olan borçları kadar olduğunu beyan ettiler. Bu konuda şeffaflık adına kendilerinden kaç tonluk al-sat yaptıklarını paylaşmalarını istedik. Fakat bu konuda da maalesef şeffaf davranmaktan kaçındılar.

4-Geri dönüşüm sanayinin özellikle yurt içinde yatırım ve kaynak ihtiyacını karşılayacak politikalar üretmemiz gerekiyor. AB’ye ihracatımız için geri dönüşüm içeren ürünler şart ve bu yüzden geri dönüşüm sektörünün işleyebileceği yeterli atık hammadde kaynağı altyapısı oluşturulmalı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız ile bu konuda hali hazırda yürüyen sürecimiz var. Nitekim Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcımız Sayın Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar, TOBB Yönetim Kurulu Üyemiz Sayın Zeki Kıvanç’ın ev sahipliğinde geçen hafta Adana’da geri dönüşüm sektörümüzde faaliyet gösteren firmalarımızı yerinde ziyaret ederek, sorunlarını birinci ağızdan dinlediler. Diğer taraftan yakın zamanda mühendislik plastiklerinin geri dönüşüm için ithalinin önündeki engelin kalkmasının yakın olduğu bilgisini de aldık.

5-Özellikle yiyecek, içecek, tekstil, ayakkabı vb. birçok ürünün maliyetini etkileyecek plastik hammadde fiyat artışının enflasyona doğrudan olumsuz etkisi hakkında kamuyu bilgilendirip, uyarıyoruz.

Özellikle ulusal yazılı ve görsel basında enflasyon tehlikesine dikkat çektik. Bu konuda Hazine Bakanlığımızla yakın temaslarda bulunduk. Hammadde zamlarıyla enflasyonun tetiklenmesi arasındaki yakın ilişki kendilerine rakamlar üzerinden sunuldu. Nitekim Sayın Hazine Bakanımız Lütfü Elvan, geçen hafta basına verdiği mülakatta hammadde dolayısıyla ambalaj fiyatlarındaki artışın enflasyona etkisi ile mücadelenin öncelikleri olduğunu vurguladı.

6-Türkiye Varlık Fonu’nun üzerinde somut çalışmalar yaptığı yeni petrokimya yatırımına öncelik verilmesi için kamu ve kamuoyunda gerekli çalışmaların yapılmasını önemsiyoruz.

Türkiye Varlık Fonu’yla konu hakkında görüşmelerimiz devam ediyor. Varlık Fonu Petrokimya Yatırımları Başkanı’ndan aldığımız üst düzey sunumlar sonrası bu konuda yapılacak yatırımın önceliklendirilmesi ve özellikle de sanayiciler olarak her türlü modellerde katkı vermeye hazır olduğumuza bildirdik.

HAMMADDE ALIMINI NEDEN, NE ZAMAN, NASIL DURDURUYORUZ!

Bunlar sektör olarak yurt içinde yaptığımız çalışmalarımız ve geldiğimiz noktalar ama bildiğiniz gibi bu sorun uluslararası petrokimya kartelinin, çeşitli bahanelerle arzı kısmasıyla oluşmuş problem ve dolayısıyla spekülatif fiyat balonunun söndürülmesi için uluslararası çaba da gerekiyor. Bu çerçevede problemin uluslararası boyutunun çözümü için de yine aynı güç birliğimiz içinde çalışmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda yaptığımız toplantımızda belirttiğimiz gibi “Hammadde Güç Birliği Platformu” ile uluslararası boyutta da çözüm için çalışmaya devam ediyoruz.

Çin, dünyadaki en büyük plastik mamul üreticisi. Türkiye ise dünyada altıncı, Avrupa’da ise Almanya’dan sonra ikinci en büyük üreticidir. Her iki ülke de ihtiyacı olan plastik hammaddeleri yurt içindeki petrokimya tesislerinden almanın yanında ithal de etmekteler. Çin aynı zamanda dünyanın en büyük plastik hammadde ithalatçısı konumunda. Türkiye ise bazı kalemlerde ikinci, bazı kalemlerde ise ilk beşte. Örneğin Polipropilen hammaddesinde Çin, 7 milyon tonluk ithalatı ile dünya PP ithalatının %43’lik kısmını tek başına gerçekleştiriyor. Türkiye ise Polipropilende 2 milyon tonu aşan ithalatıyla, dünya ithalatının %13’lük kısmını tek başına gerçekleştiriyor. Dolayısıyla Türkiye ve Çin plastik sanayicilerinin ithal ettikleri Polipropilen hammaddesi, dünyadaki toplam ithalatın %55’den fazlasını gerçekleştiriyor. Aynı oranlar değişik hammadde türlerinde de farklılıklar göstermekle birlikte temelde Çin ve Türkiye’nin en büyük hammadde ithalatçıları ülkeler arasında olduğu gerçeği değişmiyor.

PAGEV olarak Avrupa’daki EUPC yönetiminde görev aldığımız gibi Çin’deki plastik meslek örgütleriyle de yakın temas içerisindeyiz. Bu çerçevede petrokimya kartellerinin arzı, bilinçli olarak kısarak hammadde fiyatlarını astronomik arttırdığı böyle bir dönemde dünyadaki ithalatın %55’ten fazlasını yapan iki ülkenin, plastik sanayicileri olarak hem üreticilerimizi bu yıkıcı artışlardan korumak hem de günün sonunda iğneden ipliğe birçok üründe kullanılan plastik sebebiyle ülkelerimizde enflasyonun körüklenmesini engellemek için alım gücümüzü kullanarak birlikte, ortak akılla hareket edeceğiz.

Dünyadaki iki büyük plastik hammadde kullanıcısı ülke sektörleri olarak Çinli plastik mamul üreticileri, geçmiş yıllarda da kendi içlerinde birlik halinde hareket edip, bu tür suni fiyat artışlarına başarıyla direnmişti. Şimdi dünyadaki iki büyük plastik hammadde kullanıcısı ülke sektörleri olarak stratejik zamanlama ile yapacağımız talep daraltması ile zam oyununu tersine çevirebiliriz.

Çinli üretici birlikleri, Çin resmi tatili sonrası (yeni bitti), hammadde fiyatlarını arttırmak isteyen petrokimya şirketlerine direneceklerini, stokları kritik seviyeye gelene kadar hammadde almayacaklarını, mümkün olan ürünlerde geri dönüşümden elde edilen hammaddeler kullanacaklarını, bizlere bildirdiler. Ayrıca bu sene Haziran ayından itibaren Çin’deki çok sayıda yeni petrokimya tesisinin devreye gireceğini bunun da, bu dirençle birleşince piyasayı tersine döndüreceği bilgisini verdiler. Çinli meslektaşlarımız, örneğin bu sene Çin’de PP’de devreye girecek kapasitelerin varolan PP üretimini tek seferde %15 daha arttıracağını belirttiler.

Nitekim uluslararası kuruluşlardan da teyit ettiğimiz yeni petrokimya tesislerinin bu yılki (Haziran ayı itibariyle) devreye girmesiyle Çin’in örnek olarak seçtiğimiz Polipropilen hammaddesinde ithalatının %57 düşeceği ifade ediliyor. En büyük alıcı Çin’deki bu düşüşü kapatmak isteyen petrokimya şirketlerinin, başta Türkiye olmak üzere yeni pazarlara arz fazlası hammaddeyi satma zorunlulukları ortaya çıkacaktır. Bu durum da hammaddelerde ciddi fiyat düşüşü meydana getirecektir. Özellikle Çin'de 2021'in altıncı ayına kadar devreye girecek yeni petrokimya tesisleriyle birçok ana plastik hammaddesinde arz fazlası olacağını ve birlikte hareket edip alım gücümüzü kullanırsak, petrokimya arzında meydana gelecek bu artışın oluşturacağı fiyat düşüş baskısını daha da hızlandıracağımızı ve spekülatif fiyatları çıktığı hızla daha düşük seviyelere çekebilecek dengeyi yaratabileceğimizi öngörüyoruz.

Bu çerçevede;

1- Şu anki fiyatlar, kartelin arz kısıntısı nedeniyle suni olarak yukarıya çekilmiş spekülatif fiyatlardır. Özellikle 2021 Haziran ayında Çin’de devreye girecek yeni petrokimya tesisleri ile hammadde arzı artacak ve fiyatlar düşüşe geçecektir. Bu sebeple süreci hızlandırmak için üreticilerimizin stokları el verdiği sürece hammadde alımını durdurması ve minimum stokla çalışmamız gerekiyor.

2-Mümkün olan tüm ürünlerde, petrokimya tesislerinden orijinal hammadde alınmaması ve geri dönüşümden üretilmiş hammaddelerin kullanılması önem taşıyor.

Ülkemizdeki sanayicilerimizin, ifade ettiğimiz bu kararlarla uyumlu alım politikası yürütmesini bekliyoruz. Petrokimya kartelinin ve bu kartellerin yarattığı ortamdan yararlanıp on binlerce ton hammadde stoklayanların, üretim gücümüzden iyi bir ders almasını bekliyoruz. Fırsatçıların ellerindeki stoklardan zarar edecekleri bir sonuç çıkacağına inanıyoruz. Nisan başından itibaren yukarıda belirttiğimiz strateji çerçevesinde hammadde alımlarına ara vermek hem hammadde düşüş sürecini hızlandırmak hem de Haziran ayında devreye girecek büyük kapasitelerin arz desteğiyle hızla düşüşe geçmesi beklenen hammadde fiyatları üreticimizin zarar etmesini engelleyecektir.

Son olarak 20 Mart 2021 Cumartesi gerçekleştirdiğimiz PAGEV Genel Kurulu’muzda, oy birliğiyle kabul edilen ve firmalarımızın tam destek verdiği “Hammadde Güç Birliği Platformu” ile sürecimizin doğru yolda ilerlediği teyit ettik. Üyelerimizin yanısıra Türkiye sathına yayılmış binlerce üreticimizin de hem kendi firmaları hem de ülke menfaatlerine uygun mücadelemize verdiği desteği arttıracağına inancımız tamdır.

“Hammadde Güç Birliği Platformu”, Türkiye’deki tüm firmalarımız ve sivil toplum örgütlerimize açıktır. Ülkemizin Üreten Gücü olan bu harekete katılmak isteyen bütün firmalarımız ve kurumlarımız bizlerle iletişime geçebilirler.

Detaylı İletişim: PAGEV Kurumsal İletişim Yönetmeni Cesur Çaça [email protected]

Başkanımız Yavuz EROĞLU’nun Hammadde Güç Birliği ile ilgili A PARA yayınında yer alan röportajını izlemek için tıklayınız.

Hammadde de devreye girecek yeni kapasiteler ve fiyat düşüşü sunumu için tıklayınız.

Başkanımız Yavuz EROĞLU’nun Genel Kurul’da hammadde fiyatlarıyla ilgili güncel durum paylaşımı için tıklayınız.

Etiketler

Sayfa başına dön